Bir Kış Akşamı Kayseri’de Başlayan Hikâye
Kayseri’de kışın soğuğu başka olur. Hava sadece üşütmez, insanın içine de işler. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı akşamlar eve dönerken sokak lambalarının altında yürürken kendi iç sesimi daha net duyarım. Günlük tutmayı seviyorum; bazen sayfalar dolusu yazıyorum, bazen sadece tek bir cümle bırakıp kapanıyorum. O gün yazdığım cümleyi hâlâ hatırlıyorum: “Bugün her şey yolunda gibi ama içimde tuhaf bir huzursuzluk var.”
Arabam benim için sadece bir araç değildi. Küçük bir şehirde yaşayan biri için özgürlük gibiydi. Sabah erken saatlerde işe gitmek, akşam geç saatlerde eve dönmek, bazen de şehir dışına kaçmak… Hepsi onunla mümkün oluyordu. O yüzden başıma gelen şey sadece bir “kaza” değildi. Bir düzenin, bir güven duygusunun sarsılmasıydı.
O An: Ses, Fren ve Sessizlik
O gün hava griydi. Kayseri’nin o tipik donuk gri kışı… Yolda çok hızlı değildim ama trafik her zamanki gibi dalgındı. Bir anda önümdeki araç aniden durdu. Ben de frene bastım ama o birkaç saniye var ya… İnsan o birkaç saniyeyi hayatı boyunca unutmaz.
Çarpma sesi kulağımda yankılandı. Metalin metal ile buluştuğu o sert, iç burkan ses. Direksiyonun titremesi, kalbimin boğazıma çıkması… Sonra bir sessizlik. Arabadan indim, ellerim titriyordu. Ön tamponda oluşan hasarı gördüğümde içimdeki ilk duygu şoktu. Sonra yavaş yavaş başka bir şey geldi: korku ve çaresizlik.
Karşı taraftaki sürücü sakin görünmeye çalışıyordu ama ben onun bile içinde bir gerginlik olduğunu hissediyordum. O an aklımdan geçen tek şey şuydu: “Bunu nasıl toparlayacağım?”
Kazanç Kaybı Düşüncesi ve Kasko Gerçeği
Arabamı kullandığım iş serbestti. Günlük gelirime doğrudan bağlıydı. Araç çalışmazsa, benim de kazancım duruyordu. Çekici gelene kadar arabaya bakarken zihnimde tek bir soru dönüp duruyordu:
Kazanç kaybını kasko öder mi?
Bunu daha önce duymuştum ama hiç içine girmemiştim. İnsan başına gelmeden anlamıyor bazı şeyleri. Kasko poliçesini yaptırırken sadece “güvende hissedeyim yeter” diye düşünmüştüm. Ama gerçek hayat öyle değilmiş. Her şey detaylarda gizliymiş.
Arabam servise çekildiğinde o boşluk hissi başladı. Sanki sadece bir araç değil, hayatımın bir parçası elimden alınmış gibiydi. Eve yürürken telefonuma sarıldım ve internetten araştırmaya başladım. Her sayfa farklı bir şey söylüyordu. Bazıları net bir şekilde “kasko kazanç kaybını ödemez” diyordu, bazıları ise ek teminatlardan bahsediyordu.
İçimde garip bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben sadece aracımı değil, o aracın bana sağladığı yaşam akışını da kaybetmiştim.
Sigorta Şirketiyle İlk Telefon
Ertesi gün sigorta şirketini aradım. Telefonun diğer ucundaki ses sakin ve profesyoneldi. Ben ise biraz dağınık, biraz gergindim.
Aracın durumu, eksper süreci, hasar dosyası… Hepsi tek tek anlatıldı. Ama ben bir noktada tekrar aynı soruyu sordum:
“Peki bu süreçte çalışamadığım için kaybettiğim gelir ne olacak?”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra gelen cevap netti: standart kasko poliçeleri kazanç kaybını karşılamaz.
O an içimde bir şey çöktü. Sanki sadece arabam değil, bütün bir günüm, haftam, planlarım da hasar almış gibiydi. Telefonu kapattıktan sonra uzun süre oturdum. Dışarıdan bakınca basit bir trafik kazasıydı belki ama benim içimde daha büyük bir kırılma vardı.
Servis Bekleyişi ve İçsel Hesaplaşma
Arabam servisteyken günler tuhaf geçmeye başladı. Sabahları uyanıyorum ama bir şey eksik. Sanki hayatımın ritmi bozulmuş gibi. İşe gitmek için daha fazla zaman harcıyorum, bazı iş tekliflerini geri çevirmek zorunda kalıyorum.
Her boş vakitte aynı soruya dönüyorum:
Kazanç kaybını kasko öder mi?
Bu soru sadece bir bilgi arayışı değil, aynı zamanda bir iç rahatlatma çabasıydı. Çünkü kabul etmek istemediğim bir gerçek vardı: bazı riskler sigorta kapsamının dışında kalıyordu.
Bir akşam günlük defterimi açtım. Şöyle yazmışım:
“Bugün öğrendim ki her şey sigortalanmıyor. Bazı kayıplar doğrudan insanın omzunda kalıyor. En çok da bu ağır geliyor.”
O satırları yazarken içimde hem kırgınlık hem de garip bir olgunluk vardı.
Küçük Gerçekler, Büyük Dersler
Aradan birkaç gün geçti. Servisten haber geldiğinde arabamın onarımının uzayacağını söylediler. O süre boyunca farklı ulaşım yolları denemek zorunda kaldım. Bazen otobüs, bazen arkadaşlardan ricayla gidiş geliş…
Bu süreç bana şunu öğretti: insan aslında ne kadar kırılgan bir düzende yaşıyor. Küçük bir kaza bile tüm ekonomik akışını etkileyebiliyor.
Bir gün bir arkadaşım bana “Kasko zaten aracı korur, neden bu kadar takıldın?” dedi. Ona bakıp gülümsedim ama içimden farklı bir şey geçiyordu. Çünkü mesele sadece aracın tamir edilmesi değildi. Benim kaybettiğim şey zaman, enerji ve gelir akışıydı.
Ve evet, tekrar o soruya döndüm:
Kazanç kaybını kasko öder mi?
Cevap değişmedi ama ben değişmeye başlamıştım.
Poliçelerin Görünmeyen Yüzü
Daha sonra biraz daha derin araştırdım. Kasko poliçelerinin aslında neyi kapsayıp kapsamadığını öğrenmek zorunda kaldım. Standart kasko genelde aracın hasarını, çalınmasını ya da yanmasını karşılıyordu. Ama kazanç kaybı gibi dolaylı zararlar çoğunlukla kapsam dışıydı.
Bazı özel sigorta paketlerinde ek teminatlar olabiliyordu. Ama bunlar genelde daha pahalıydı ve herkes tarafından tercih edilmiyordu. Ben de o insanlar arasındaydım; poliçeyi yaptırırken detaylara çok dikkat etmemiştim.
Bunu fark etmek biraz geç gelmiş bir ders gibiydi. İçimde hafif bir pişmanlık vardı ama aynı zamanda öğrenmenin ağırlığı da vardı.
İçimde Kalan Sessizlik ve Yeni Bir Bakış
Arabam servisten çıktığında her şey normale dönmüş gibi görünüyordu. Ama ben aynı kişi değildim. Artık yolda giderken sadece trafiği değil, riskleri de görüyordum. Her fren, her ani hareket bana o günü hatırlatıyordu.
Bir gece yine günlük yazarken şunu fark ettim: Bu yaşadığım şey aslında sadece bir kaza değil, hayatın bana gösterdiği küçük bir kırılma noktasıydı. İnsan bazen kayıplar üzerinden öğreniyor bazı gerçekleri.
Kazanç kaybını kasko öder mi sorusunun cevabını artık ezbere biliyordum ama asıl öğrendiğim şey bunun ötesindeydi. Her şeyin sigorta kapsamına girmediği bir dünyada yaşıyorduk ve bazı sorumluluklar tamamen bize aitti.
O gün defterime son bir cümle bıraktım:
“Bazı kayıplar geri ödenmez, ama insanı değiştirir.”
Ve belki de en çok bunu hissettim.